BİRGÜN - Ufuk Koşar PDF Print E-mail
Written by Administrator   
Thursday, 12 October 2006 00:25
There are no translations available.

birgün

 

KAÇKAR’IN DORUKLARINDAN KENTE GELEN SES: MARSİS

MARSİS, OTANTİK EZGİLERİ ROCK’LA BİRLEŞTİRİP KARŞIMIZA ÇIKARIYOR

İstanbul gibi farklılıkların kentinde, Karadeniz’in havasını sahnelerden, eylem alanlarından dinleyicilerine sunan Marsis, kendi ismini taşıyan ilk albümünü çıkardı

UFUK KOŞAR

12 Şarkıdan oluşan 'Marsis' albümü Kalan müzik etiketiyle müzik marketlerde raflarda yeri alırken, grup dinamik ve enerjik sahne performanslarına devam ediyor. 2006 yılında kurulan grup vokalde Korhan Özyıldız, gitarda Çağatay Kadı, kemençede Ceyhun Demir Abaşişi, bas gitarda Evren Arkman, davulda Yaşar Kadir Baş, tulumda Mustafa Gökay Ferah'tan oluşan kadrosuyla Çernobil faciasının yıldönümünde ilk kez sahneye çıktı. Adlarını Kaçkar Dağlarının görkemli zirvesinden alan Marsis'in yaptığı yeni albüm ve müzikle olan bağlarını kendilerinden dinleyelim.

»Marsis ne zaman, nasıl kuruldu?

Korhan: 2005 yılının sonlarına doğru benim İstanbul’a gelmemle, ondan sonra memleketten tanıştığımız Ceyhun’la (grubun kemençecisi) birlikte bir şey yapma fikri ile başladı ve kuruldu. Sonra Mustafa (grubun tulumcusu) katıldı. Kürsel Isınma eyleminde çıkmıştım sahneye. Çok soğuk bir gündü, tek gitarla çalmaya başladım. Oradaki eylemde de Çağatay (grubun gitaristi) ile tanıştık. Çağatay’ın Kadıköy Müzikle olan bağlantısı aracılığı ile Evren’le (grubun basçısı) tanıştık. Sonradan davulcuyla biraz sıkıntı yaşadık. Yaşar’ın (grubun davulcusu) gelmesiyle çözümlendi. Marsis’in oluşumu böyle kısaca.

Çağatay: Barış Panayırı’nda sahne sorumlusuydum. Benim de Korhan’ı ikinci gördüğüm yer. Sahne’de ne güzel çaldıklarına dair söyleniyordum. İkinci dinlediğim yerdi orası. Ata şehir’de bir lisenin yılsonu etkinliklerine yardımcı olmak için bulunurken Korhan ile üçüncü defa orada karşılaştık. Temel olarak da orada birleştik. Bir grup kurabilir miyiz diye ilk orada konuştuk. O dönem onlar tulum, kemençe ve gitar çalıyorlardı. Şu andaki grup yapısı gibi değildi.  2007’nin 26 Nisan’ında Çernobil’in yıl dönümünde ilk konserimizi verdik.

»Marsis bu zamana kadar neler yaptı, nerelerde göründü. Kendine nasıl bir yol çizdi?

Çağatay: Karadeniz müziğiyle rock müziğini birleştirmek ve sahneye yansıtmak gibi ortak bir düşüncemiz oluştu. İçimizdeki müziği harmanlayarak çalışmalara başladık. Bu süreç içersinde de hem aktivist olarsak hem de sahne de çalarak alanlarda yer aldık. Amacımız bir albüm ortaya çıkarabilmekti. Albümün teknik olarak çok fazla bir önemi kalmasa da yaptığımız işi sergilemek açısından bandrollü ya da bandrolsüz işi bir kayıt altında toplamak önemliydi. Hem canlı performanslar sergileyerek hem de stüdyo çalışmaları yaparak müziğimizi ilerletmeye çalıştık.

»Marsis’in anlamı nedir?

Korhan: Kaçkar Dağlarının Rize, Artvin, Yusufeli arasında kalan bir zirvesi. Kaçkar Dağlarının yedinci büyük zirvesi. Endamlı bir zirvedir. Ceyhun ve benim doğduğumuz Fındıklı’dan gözükür. Bir hikâyesi de var, yayla zamanlarında insanlar yaylalara çıkarlar, orada din değişimleri olur. Bu değişen dinlerde tanrıya yakın olmak adına yukarıya, zirveye tırmanırlar ve tulumla saatler sürecek şekilde ibadet amaçlı horonlar oynanırmış.

»Marsis Karadeniz müziği icra ediyor ve akla gelen gruplar arasındasınız. Eylemlerde, etkinliklerde Marsis’i görüyoruz. Sizde var olan kültürü ve aktivistliğinizi harmanlayarak müzik yapmak nasıl bir şey?

Korhan: Marsis turistik bir grup değil. Bir Lazca, Bir Hemşin’ce, bir de onu yapalım, gösterelim herkese yapanlardan değiliz. Marsis sadece bir müzik grubu değil. Aynı zamanda muhalif bir grup. Küresel ısınma eylemlerinde, nükleer eylemlerinde bulunduk. Bulunmamızın nedeni, birinci insan olmak, böyle bir şeyin dünyaya zararlı olduğunu bilmek. Ve bunu en iyi görenler bizler olduğumuz için bu kadar duyarlıyız. Karadeniz’de her evden iki tane kanser hastası çıkıyorsa dur demek lazım yani.

Çağatay: Tüm dünyadaki sorunların birer parçası ve çözümü içinde öneren insanlar olarak da yer alıyoruz. Karadeniz insanlarından olduğumuz için yörenin kültürünün, dilinin, yaşayışının mücadelesini vererek duruyoruz sorunların karşısında. Özelde ve genelde sadece müzik yaparak yaşamak yerine dertlerimizi anlatarak da yaşamak istiyoruz.

»Yaşadığımız basmakalıp alanları, çevreyi değiştiren, sorunlara cevap arayan müzik grupları ortaya çıkmaya başladı. Siz de bu derdin peşinde olan bir grupsunuz, bunun nedenini ne olarak görüyorsunuz?

Çağatay: Bu bir süreç. 60’lardan itibaren gözlemlemeye başlarsak müzik her zaman hareketin içinde yükselip alçalmıştır. 60’larda rock müzik kapsamında dünyadaki savaş karşıtlığı ile başlayan ciddi muhalif hareket, müzik eylemcilik durumunda da tavan yapmaya başlamış. 70’lerde sönmeye başlamış ve 80’lerde tamamen ortadan kaybolup bireysel elektronik müziğin ortaya çıkmıştır. Daha sonra 90’larda Nirvana ve benzeri gruplar müziklerini başka türlü ifade etmeye başladı. Bunların Türkiye’ye yansıması 90’ların sonunda yükseldi. Muhalif hareket dünya da arttıkça onun peşinden müzik gelmeye başladı. Bu süreç şuan ki noktaya kadar getirdi. Bu tarzda gruplarda çoğalacak.

»Albümü ne kadar zamanda bitirdiniz?

Korhan: Bir buçuk yılık süreçten geçti. Bu zaman da dört stüdyo değiştirdik. Yaptığımız işi beğenememek, her zaman daha güzelini istedik. Grup elemanları değişti. Son dört, beş ayda yaptığımız çalışmayla gittiğimiz en son stüdyoda kayıt alarak bitirdik. Albümden önce yaptığımız kayıtlar bize tecrübe olarak kaldı.

»Albümdeki bazı şarkıları kendiniz bestelediniz, sahne de dinlediğimiz şekliyle kaldığını görüyoruz…

Korhan: Anonim şarkıları tabii ki seslendireceğiz. Onları bir şekilde yaşatmamız gerekiyor. Yaptığımız müzikle de sahnelerde seslendiriyoruz. Bizim asıl amacımız sadece anonim şarkıları ortaya koyup, devam etmek değil. Kültürleri yaşatmak istiyoruz. Kendi doğup, büyüdüğümüz, orayı hissettiğimiz biçimiyle bir şeyler yapmak istedik. Hemşin’ce söylemek isteriz, Hemşin’ce hakkında bilgilenmek isteriz. Lazca, Gürcüce de bir şeyler yapmak istiyoruz.  Bestelere özellikle önem veriyoruz. Çünkü bir kültürü yaşatmak için olan şeyleri tüketmek iyi değil. Tabii yapılacak ama çok yapılmaya başlandıysa tüketime girer. Bu albümde dört tane beste var, bir daha ki albümde daha çok beste yapalım istiyoruz. İkinci albümü iki CD yapıp bir tarafını beste yapsak, bir tarafını da anonim şarkılarla mı tamamlasak diye aramızda konuşuyoruz.

»Karadeniz müziği yapan gruplar çok, Marsis’in bu konumda farkı, yeri nedir?

Korhan: Farkı söylemek bize göre değil. Başkalarının söylemesi gerekir. Dinleyenlerin, takip edenlerin söylemesi gerekiyor. Amacımız daha fazla üretmek, üreterek yaşatırsın bir şeyi.

»Çok büyük bir bölgeden geliyorsunuz kente. Çok kültürlü bir coğrafyadan gelirken yansıtmak istediğinizi nasıl seçtiniz?

Korhan: Kimseyi kırmadık ama özellikle de kıralım mantığına da girmedik. Biz ulaşabildiklerimizi yaptık. Bizim de daha bilmediğimiz çok şey var. Önümüzde büyük bir zaman var. Bu zamana kadar belli şeyler öğrendik. Ama öğrenmenin sonu yok. Öğrendikçe de anlatmaya devam edeceğiz.

»Marsis müzik yolunda daha neler yapmak istiyor?

Korhan: Evrenselleşmek istiyoruz. Yunan kemençecileri mesela takip ediyoruz, onlarla nasıl görüşüp, tanışıp ortak projeler yapabilirizi konuşuyoruz. Tulumun geliştirilmesi için ne yapılabilir. İlkel bir alet ve sahnede grup müziğinde problemli olabiliyor. Onu nasıl geliştirilizi konuşuyoruz.

Çağatay: Karadeniz halklarının müziğini ve dilini Karadeniz halklarına çalmak istemiyoruz. Oraya zaten çalıyoruz. Biz bunu dünyadaki herkese anlatmak, çalmak istiyoruz. Onun için çabalamamız lazım. Bu işin bizce doğrusu budur.

http://www.birgun.net/report_index.php?news_code=1244376251&year=2009&month=06&day=07

 

 
Last Updated on Friday, 17 July 2009 22:44
 

Comments  

 
#1 cevdet 2009-09-24 18:28 Başarılarınızın devemını dilerim

selamlar
Quote
 

Add comment